Switch Mode

Nihayetin Ardındaki Başlangıç Bölüm 186

{{chapter_title}} son bölümünü Lethe Scans den oku. {{manga_title}} her zaman en güncel Lethe Scans de. Diğer mangalara da göz atmayı unutmayın.

Arthur ile ustamın yalnızca birkaç adım arayla birbirlerine dikilmiş bakışlarını izliyordum. Sadece duruyor olmaları bile havayı ağırlaştırıyor, odadaki herkesin üzerine bastırıcı bir örtü gibi çöküyordu.

Sonunda, Miss Watsken’ın sesi arkamızdan kısılarak geldi; söylediklerinden hemen pişman olmuş gibiydi.
“B-Bariyer hazır… sanırım.”

Sesi oldukça hafifti ama hem Usta hem de Arthur duymuş olmalıydı, çünkü çevrelerindeki auralar yoğunlaştı. Ustamın etrafını mavi-gümüş bir parıltıyla çevrili koruyucu bir tabaka sarmıştı. Arthur’un aurası ise, çoklu element uyumları sayesinde, birbirine karışmış renklerden oluşan bir gökkuşağı gibiydi.

Komutan Virion, bilge kişiler ve hatta General Bairon bile sessizce izliyordu. Hiçbiri gözünü kırpmaya cesaret edemiyordu. Onları anlayabiliyordum; ben bile kendimi tehlikeye atmadan en yakın noktada duruyordum.

Sadece onları izlemek bile insana ilham veriyordu. Bu kadar büyü ustasının olduğu bir odada ustamın sahip olduğu varlığı görmek beni gururlandırıyordu. Arthur’a kaç kez idman fırsatı sunsam da, ustamla yapılacak tek bir antrenmanın bile hepsinden daha değerli olduğuna şüphem yoktu.

Birden, ustamın bedeni bir an titreşti ve gözden kayboldu. Arthur refleksle karşılık verdi; tam zamanında yer değiştirerek ustamın ilk saldırısından sıyrıldı.

Donmuş mızrağının toprağa saplandığı yerde buz yayılmaya başladı.

Arthur, görünüşe göre kendi buz büyüsünü test etmek istiyordu çünkü karşılık olarak donmuş bir şok dalgası fırlattı.

Ustam ise bileğini kıvırarak Arthur’un büyüsünü dağıttı, onun buzunu kendi büyüsünü beslemek için kullandı. Beyaz sis dönerek ustamın etrafında bir düzine buz mızrağına dönüştü. Yumruğunu sıktı ve mızraklar çağrısına uyarak Arthur’a doğru fırladı.

Ustamın buz üzerindeki kontrolü ne kadar etkileyiciyse, Arthur’un saldırıdan kaçma hızı da bir o kadar büyüleyiciydi. Bedeni, ardında bıraktığı görüntülerle çoğalmış gibi görünüyordu. Onun çok daha hızlı olabileceğini ama bedeninin bu hıza dayanamadığını duymuştum.

Yanımda birisi dilini şaklattı. Başımı çevirdiğimde Buhnd’un öfkeyle kaşlarını çattığını gördüm.
“Demek genç general bizimle savaşırken gücünü saklıyormuş.”

“Arthur, kendisinden zayıf olduğunu düşündüğü biriyle dövüşürken gücünü tam kullanmaz. Ama Varay karşısında tüm gücünü gösterebilir,” dedi Komutan Virion, kollarını göğsünde kavuşturarak.

“Peki neden o formunu kullanmıyor? ‘Diyar Kalbi’ miydi neydi, öyle bir şey diyordu,” diye sordu Hester, Arthur ile dövüşünden sonra hâlâ gergin olan yüz ifadesiyle.

“Sanırım dövüşü uzatmak istiyor,” diye yanıtladı yumuşak bir ses. “Ağabeyimi bu kadar mutlu görmek kolay kolay nasip olmuyor.”

Arthur’un küçük kardeşi, bağlısının üzerinde büyülenmiş gibi izliyordu. Gözlerinde Arthur’un kendini tamamen verdiği anlarda beliren o aynı bakış vardı. Gerçekten de birbirlerine çok benziyorlardı.

Yüksek bir gürültü dikkatimi yeniden dövüşe çekti. Az önce yalnızca toprak olan alan şimdi karla kaplıydı. Ustam, Arthur’un saldırısını yeni savuşturmuştu. Kolunu savurdu ve çevresindeki karları yönlendirerek dönen bir buz girdabı oluşturdu; bu girdap bir buz yılanına dönüştü.

Bilge Buhnd, ustamın yarattığı manzarayı izlerken ıslık çaldı. Kardan oluşan uzun gövdeyi, keskin pençeler ve buzdan dişler tamamlıyordu.

Buz ejderhası ağzını açarak Arthur’a yöneldi. Arthur, kollarını saran parlak mavi alevleriyle kendini hazırladı. Etrafındaki karı eritirken, gözünü devasa ejderhadan ayırmadı.

“Akıllıca… onun alanında oynamaktan vazgeçti,” dedi Hester, onaylayarak.

Arthur, dizlerini yere sabitleyip duruşunu alçaltarak karşı atağına hazırlandı.

Mavi alevlerden oluşan sarmaşıklar birleşti ve ejderhaya karşı yıkıcı bir patlama halinde fırlatıldı.

İki zıt büyü çarpıştı; etrafa buhar ve enkaz saçıldı.

“Dikkatli olun!” diye homurdandı Bilge Camus ve hepimizi saran bir rüzgar bariyeri oluşturdu.

Çarpışmanın ardından gelen şok dalgasına karşı hepimiz kendimizi hazırladık. Yere basarak dengede durmaya çalışırken kaya ve buz parçaları, bizi koruyan büyüye çarptı.

Buhar ve toz bulutu dağıldığında, havada iki figür belirdi. Ustam, etrafında dönen yumruğu büyüklüğünde iki düzine buz küresiyle uçuyordu. Arthur ise yavaşça iniş yapıyor, rüzgar büyüsüyle havada asılı kalıyordu.

Arthur kollarını savurarak ustama doğru bir dizi rüzgar bıçağı gönderdi. Ancak hilaller ustaya yaklaşmadan yavaşladı ve yoldan saptı.

“Hava soğuyunca basınç düşer,” diye güldü Arthur. “Son saldırıdaki salaklığıma bak.”

“Eksiklerini kabul etmek, ileriye gitmektir,” diye yanıtladı ustam, dudaklarında hafif bir tebessümle.

Bileğini kıvıran ustam, buz kürelerini Arthur’a doğru fırlattı ama doğrudan hedef almamıştı.

Arthur, bu kürelerin tehlikesini sezmişti. Hemen kendini mavi alevlerden oluşan bir kasırganın içine aldı.

“Hem ateşi hem de rüzgarı kullanarak büyüsünü güçlendiriyor,” dedi Hester.

Küreler tam patlamak üzereyken, Arthur mavi alev kasırgasını serbest bıraktı. Alevler ustamın büyüsünü yuttu.

Ve olaylar buradan sonra daha da çarpıcı hale geldi…

Alev kasırgası dönmeye devam ediyor, Arthur’un silueti içinde kaybolmuş haldeydi. Alevlerin yakında dağılmasını bekliyordum ama tam tersine, korlar sanki içeriye çekiliyordu.

İşte o an fark ettim.

Mavi alevler birleşmişti—Arthur’un devasa yıldırım mızrağını saran bir zırh halini almışlardı.

“Fena değil,” dedi General Bairon, gözünü ateş ve yıldırım karışımı o ürkütücü mızraktan ayırmadan.

“Saldırının tabanını metal ile destekleyebilseymiş daha da iyi olurmuş,” diye mırıldandı Bilge Buhnd.

Arthur’un bedeni yavaşça havada süzülürken, büyüsünü savurdu. Mızrak elinden çıktığı anda, etrafında bir rüzgar girdabı oluştu; son anda eklediği rüzgarla saldırı daha da hız kazandı.

Bilge Camus başını salladı. “Rüzgarı destek büyüsü olarak kullanıyor.”

Ustamın, Arthur’un büyüsünün gücünün farkında olduğu belliydi. Arka arkaya katmanlarca buzdan bariyer oluşturdu.

Ne yazık ki, Arthur bunu öngörmüş gibiydi. Mızrağı saran ateş, Ustam’ın oluşturduğu tüm bariyerleri eriterek geçti.

Oradaki pek çok kişi, Ustam’ın bu saldırıya dayanıp dayanamayacağını endişeyle izliyordu ama ben öyle değildim. Arthur’un tek başına sakladığı bir şey olmadığını biliyordum. Ustam da tüm gücünü henüz ortaya koymamıştı.

Elemental mızrak, ustamın vücuduna çarptığında büyük bir patlamayla onu havaya savurdu. Vücudu, ateş ve yıldırım alevleriyle kaplanmıştı. Arthur yere indiğinde, yorgunluktan biraz öne doğru eğilmişti.

“Demek o formu kullandı,” diye sırıtıyordu General Bairon.

Arthur’un kardeşi ve diğerleri onun ne demek istediğini anlamamış şekilde ona bakarken, ben şaşırmamıştım. Sonuçta, o formu bizzat ondan öğrenmiştim.

“Sen de seviyeni bir üst noktaya taşı, General Arthur,” dedi Ustam. Artık yeniden görünür hale gelmişti.

Bu, Arthur’un daha önce ‘buz ninja’sına benzettiği formdu—ama birkaç seviye daha ileri. Ustam artık baştan ayağa buza bürünmüştü, sanki bedeni buzdan oyulmuş bir heykeldi. Saçlarının her bir teli kristal iplik gibi görünüyordu ve gözleri parlak mavi ışıklarla yanıyordu.

Arthur yukarıya bakarak hafifçe gülümsedi. “Sanırım artık bu işi bitirme zamanı geldi.”

Gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Bu sade hareket, odadaki atmosferi bir anda değiştirdi. Ustamın formu hayranlık uyandırıyordu, ama Arthur’unki gerçekliğin kendisini büküyordu.

Bu formu daha önce görmüştüm ama yine de içimde ürpertiler oluşmasına engel olamıyordum.

Arthur gözlerini açtı—irisi muazzam bir lavanta rengine bürünmüştü ve uzun kestane saçları şimdi parlak beyaz renkteydi. Ancak hepsi bu kadar değildi. Arthur bir şeyler mırıldanıyordu. Ardından, siyah yıldırımlar bedenini kapladı.

“Ah- Aman Tanrım,” diye mırıldandı Miss Watsken. “G-General Bairon, artefakta daha fazla mana yükler misiniz?”

“İyi fikir,” diye onayladı Hester. “Biz de yardımcı oluruz. Buhnd, etrafımıza bir sığınak yap.”

Kısa sürede, çevremizdeki zemin birkaç adım alçaldı. Dövüşü görebilmek için ayakta durmamız gerekiyordu. İki figür arasındaki mesafe artık netti—biri, usta bir heykeltıraşın ellerinden çıkmış yarı saydam bir heykel gibiydi; diğeri ise adeta tanrısal bir formda bir savaşçıydı.

“Peki, sence Arthur’u dövüşte yenebilir misin?” diye sordu Komutan Virion, General Bairon’a gayet sıradan bir ifadeyle.

Mızrak, sessizliğini koruyarak sadece Emily’nin panelindeki kristale mana yüklemeye devam etti. Gözleri, Arthur ve Ustam’a odaklanmıştı.

Ben de tekrar onlara döndüm, tam da aralarındaki boşlukta bir dizi ‘pat’ sesi duyduğum sırada.

“Ne oluyor?” diye sordu Arthur’un kardeşi, gözlerini kısarak.

Ben de emin değilim, diye düşündüm içimden.

“General Arthur büyü yapıyor, ama bir şekilde görünmüyor,” dedi Miss Emeria, o da kafası karışmış haldeydi.

“Çocuk, Varay’ın büyülerini oluşmadan iptal ediyor,” dedi General Bairon, dişlerini sıkarak.

“Bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordu Hester.

“Bu, o formla ilgili,” dedi Komutan Virion, gözlerini büyüleyici bir ifadeyle açarak.

‘Pat’ seslerinin, birbirini iptal eden manaların çarpışmasından kaynaklandığını fark ettim.

Arthur’un formu bulanıklaştı ve gözden kayboldu—bir anda Ustam’ın arkasında belirdi. Bacağını yukarı kaldırıp vurduğunda, bir mana ve yıldırım şok dalgası yayıldı. Ancak Ustam anında bir buz patlamasıyla karşılık verdi.

Ustam kolunu savurarak karşılık verdi, Arthur ise eliyle darbeyi savuşturdu ama altlarındaki zemin o an parçalandı.

Artık ikisi de yakın dövüşe geçmişti. Ustam büyü oluşturmaya çalıştıkça, Arthur onları anında yok ediyordu.

Yine de Ustam, Arthur karşısında ayakta kalmayı başarıyordu. Her iki elinde kristalimsi kılıçlar oluşturmuştu. Arthur’un da benzer ama biraz daha ince bir buz kılıcı vardı.

Çarpıştıklarında, buzdan kılıçları parçalanıyor, kıvılcımlar arasında dövüş devam ediyordu. Arthur’un oluşturduğu kılıçlar kırılıyor ama hemen yerine yenisini oluşturuyordu. Ancak Ustam’ın kılıçları, aynı maddeden yapılmış olmasına rağmen, kırılmadan ayakta kalıyordu.

Buna rağmen, bu yakın mesafeli çatışmada Arthur’un üstün olduğunu görebiliyordum. Hareketleri akışkandı ama öngörülemezdi. Her saldırısı diğerine bağlanıyor, sanki Ustam’ı bir dansa davet eder gibi dövüşüyordu.

Ama dikkatimi çeken asıl şey kılıç darbeleri değildi—Arthur’un yüzündeki ifadeydi. Gülümsüyordu. Adeta ışıldıyordu.

Ah, eğleniyor, diye geçirdim içimden ve kendi hayatımda büyünün gerçekten eğlenceli olduğunu düşündüğüm son anı hatırlamaya çalıştım.

Aklıma özel bir an gelmeyince, dikkatim yeniden ustama kaydı. Ustam’ın yeteneklerini bu kadar sergilediği nadir anlardan biri… Not almalıyım.

Arthur doğrudan dövüşürken, ustam uzak menzilli saldırılarla onu zorlamaya çalışıyor, aynı anda yakın dövüşte de Arthur’a darbeler indiriyordu. Ancak Arthur’un, büyüyü henüz oluşmadan iptal etme yeteneği nedeniyle ustam, yakın dövüşle sınırlı kalıyordu.

“Hey, Camus. Bahse girmek ister misin? Bence genç general bu sefer kazanacak,” diye homurdandı Bilge Buhnd, gözlerini dövüşten ayırmadan.

“Kim üstün, kestirmek zor,” dedi Bilge Camus, soruyu doğrudan cevaplamaktan kaçınarak. “General Arthur’un hızı ve refleksleri General Varay’ınkinden birkaç seviye yukarıda ama General Varay’ın savunması daha fazla hata payı tanıyor.” (Ek Açıklama: savunmasının daha sağlam olması Varay’ın daha fazla hata yapması için şans tanıyor demek istemiş.)

“Katılıyorum,” diye ekledi Hester. “General Arthur’un çoğu saldırısı, onun buza bürünmüş formunu delemiyor. Öte yandan, General Varay zırhını dilediği gibi şekillendirebiliyor; silah ya da başka bir şeye dönüştürebiliyor.”

“İnanılmaz. General Arthur’un mana akışı sürekli hızlanıyor,” diye fısıldadı Miss Emeria, bakışlarını defteri ile Arthur arasında gidip getirerek.

“Yani bahse giriyor musun girmiyor musun?” diye homurdandı Buhnd.

“Ben oyumu General Varay’dan yana kullanacağım,” dedi Hester kararlılıkla.

“Ben General Arthur’u seçiyorum,” diye yanıtladı Bilge Camus.

“Benim oyum Varay’dan yana,” dedi General Bairon.

Komutan Virion ise hafifçe güldü. “Bakalım kim kazanacak.”

tags: {{chapter_title}} manga oku, {{chapter_title}} manga, {{chapter_title}} online oku, {{chapter_title}} Bölüm, {{chapter_title}} Oku, {{chapter_title}} Yüksek Kalitede, {{chapter_title}} Türkçe Oku, ,

Yorumlar